[ATTACH=full]123805[/ATTACH]
Bu sevda, kuru bir sözden ibaret değildi, bir anlık heves de... O, iki insanın kalbinde filizlenen, köklerini hayata salan, dalları gökyüzüne uzanan koca bir çınardı. Kelimelerle başlayan, sohbetlerle alevlenen bu duygu, zamanla hayatın her köşesine nüfuz etti, her anlama yeni bir boyut kazandırdı.
İlk tanışma, belki sıradan bir tesadüftü, belki de kaderin ince bir cilvesi. Ama o ilk bakış, o ilk konuşma, iki dünyayı birbirine bağlayan görünmez bir köprü oldu. Kelimeler döküldükçe, zihinler açıldıkça, ortak noktalar keşfedildikçe, sevda tohumları yeşermeye başladı. Geceler boyu süren sohbetler, yıldızların şahitliğinde paylaşılan sırlar, geleceğe dair kurulan hayaller... Her biri, bu büyüyen sevdanın tuğlalarıydı.
Sonra bu sevda, sadece kelimelerde, sohbetlerde kalmadı. Günlük hayatın sıradanlığına sızdı, her anlama bir anlam kattı. Sabah güneşinin ilk ışıklarıyla uyanmak, onun varlığını bilerek daha güzeldi. Kahve kokusu, onun gülüşünü hatırlattığı için daha cezbediciydi. Yolda yürürken görülen bir çiçek, onun güzelliğini yansıttığı için daha anlamlıydı. Her şey, onunla birlikte yeni bir renge, yeni bir kokuya, yeni bir tada bürünmüştü sanki.
Bu sevda, sadece güzel anlarda değil, zor zamanlarda da kendini gösterdi. Hayatın acımasızlığı karşısında birbirlerine siper oldular. Biri düştüğünde diğeri elini uzattı, biri ağladığında diğeri gözyaşlarını sildi. Birlikte aştıkları engeller, onları daha da yakınlaştırdı, sevdalarını daha da güçlendirdi. Çünkü bu sevda, sadece aşk değil, aynı zamanda dostluktu, yoldaşlıktı, hayat arkadaşlığıydı.
Yıllar geçti, mevsimler değişti. Saçlara aklar düştü, yüzlerde çizgiler belirdi. Ama bu sevda, ilk günkü tazeliğini korudu. Belki artık yıldızların altında sabahlara kadar süren sohbetler yoktu, belki her gün el ele yürüyemiyorlardı. Ama kalpleri hala aynı ritimde atıyordu, gözleri hala aynı aşkla parlıyordu. Çünkü bu sevda, zamana meydan okuyan, ölümsüz bir sevdaydı.
Ve bu sevda, sadece iki insanın hikayesi değildi. Etraflarındaki herkese ilham veren, umut aşılayan bir destandı. Onların sevgisi, diğer insanlara da sevmeyi, sevilmeyi, hayata tutunmayı öğretti. Çünkü gerçek sevda, sadece kalpleri değil, dünyayı da güzelleştiren bir mucizedir.
Bu yüzden, bu sevda sadece kelimelerde, sohbetlerde kalmadı. Hayatın her alanına yayıldı, bir ömre sığdı, bir efsane oldu. Ve bu efsane, sonsuza kadar dilden dile, kalpten kalbe aktarılmaya devam edecek...