Karanlık, şehrin üzerine bir örtü gibi çökmüştü. Sokaklar boş, evlerin pencerelerindeki ışıklar tek tük sönmeye başlamıştı. Yalnızca ay, bulutların arasından süzülerek ışığını caddelere döküyordu. İşte o gece, her şey değişecekti.
Adım Derin. Bu şehirde tek başına yaşayan, geçmişinin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir yazardım. Geceleri uyuyamadığım için sokaklarda yürüyüşe çıkardım. O gece de öyle yaptım. Ancak bilmediğim bir şey vardı: Bu gece, sırrı ben olacaktım.
"Gecenin sırrı sensin."
Etrafıma baktım, kimse yoktu. Belki de yalnızlığın verdiği bir halüsinasyondu. Ama sonra hissettim... Zaman yavaşlıyordu. Her adımım sanki bir asır sürüyor, nefesim havada donup kalıyordu.
"Sen seçildin," dedi karanlık bir sesle. "Gecenin sırrı artık senin içinde. Onu koru, onu yaşa."
"Ne demek istiyorsun?" diye sordum, ama gölge eriyor gibiydi.
"Artık geceler seninle konuşacak. Rüyaların gerçek olacak. Ama dikkat et... Sır çok güçlü. Onu kontrol edemezsen, seni yok eder."
Sonra her şey normale döndü. Sankı hiçbir şey olmamış gibiydi. Ama içimde bir şeyler değişmişti.
Bir akşam, kayıp bir çocuğun hayaleti bana göründü. Onu takip ettim ve gerçekten de şehrin terk edilmiş bir binasında mahsur kaldığını keşfettim. Onu kurtardım, ama kimse bunu nasıl bildiğimi anlamadı.
Başka bir gece, bir kadının karanlık geçmişini gördüm. Rüyalarında yaşadığı korkular, gerçek hayatta onu takip ediyordu. Ona yardım ettim, ama her müdahalemle birlikte gecenin sırrı biraz daha beni ele geçiriyordu.
Bir gece, o ilk gölge yeniden karşıma çıktı.
"Gücün bedelini ödüyorsun," dedi. "Gecenin sırrı seni seçti, ama sen onu taşıyabilecek misin?"
"Nasıl kurtulurum?" diye sordum.
"Ya kabulleneceksin... ya da sırrı başkasına vereceksin. Ama unutma, bu bir lanet değil, bir armağandır."
Ya da... belki de bir gün, bu sırrı başkasına bırakıp özgür olacağım.
Ama şimdilik...
Gecenin sırrı benim.
Adım Derin. Bu şehirde tek başına yaşayan, geçmişinin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir yazardım. Geceleri uyuyamadığım için sokaklarda yürüyüşe çıkardım. O gece de öyle yaptım. Ancak bilmediğim bir şey vardı: Bu gece, sırrı ben olacaktım.
Rüya mı, Gerçek mi?
Sessiz bir parkta durdum. Banklardan birine oturup gökyüzüne baktım. Yıldızlar parlıyordu, sanki bana bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. Derken, hafif bir esintiyle birlikte bir fısıltı duydum:"Gecenin sırrı sensin."
Etrafıma baktım, kimse yoktu. Belki de yalnızlığın verdiği bir halüsinasyondu. Ama sonra hissettim... Zaman yavaşlıyordu. Her adımım sanki bir asır sürüyor, nefesim havada donup kalıyordu.
Gölgeler Konuşuyor
Parkın derinliklerinden bir gölge belirdi. Uzun, neredeyse insan formunda ama tam olarak değil. Bana doğru yaklaştı ve yüzüme baktı. Gözleri yoktu, ama baktığını hissediyordum."Sen seçildin," dedi karanlık bir sesle. "Gecenin sırrı artık senin içinde. Onu koru, onu yaşa."
"Ne demek istiyorsun?" diye sordum, ama gölge eriyor gibiydi.
"Artık geceler seninle konuşacak. Rüyaların gerçek olacak. Ama dikkat et... Sır çok güçlü. Onu kontrol edemezsen, seni yok eder."
Sonra her şey normale döndü. Sankı hiçbir şey olmamış gibiydi. Ama içimde bir şeyler değişmişti.
Gecenin Gücü
Ertesi geceden itibaren, farklı şeyler görmeye başladım. İnsanların gölgeleri konuşuyor, duvarların arkasındaki fısıltıları duyuyordum. Gecenin her anında, bilinmeyen bir dünyanın kapıları bana açılıyordu.Bir akşam, kayıp bir çocuğun hayaleti bana göründü. Onu takip ettim ve gerçekten de şehrin terk edilmiş bir binasında mahsur kaldığını keşfettim. Onu kurtardım, ama kimse bunu nasıl bildiğimi anlamadı.
Başka bir gece, bir kadının karanlık geçmişini gördüm. Rüyalarında yaşadığı korkular, gerçek hayatta onu takip ediyordu. Ona yardım ettim, ama her müdahalemle birlikte gecenin sırrı biraz daha beni ele geçiriyordu.
Sır mı, Lanet mi?
Zaman geçtikçe, uyuyamaz oldum. Gündüzleri bir hayalet gibi dolaşıyor, geceleri ise bilinmeyenin bekçisi haline geliyordum. Artık gölgeler bana itaat ediyor, ama aynı zamanda beni yavaşça tüketiyorlardı.Bir gece, o ilk gölge yeniden karşıma çıktı.
"Gücün bedelini ödüyorsun," dedi. "Gecenin sırrı seni seçti, ama sen onu taşıyabilecek misin?"
"Nasıl kurtulurum?" diye sordum.
"Ya kabulleneceksin... ya da sırrı başkasına vereceksin. Ama unutma, bu bir lanet değil, bir armağandır."
Son Karar
Şimdi, bu satırları yazarken, kararımı verdim. Gecenin sırrını taşımaya devam edeceğim. Belki de bu dünyada görünmeyenleri gören biri olmak benim kaderim.Ya da... belki de bir gün, bu sırrı başkasına bırakıp özgür olacağım.
Ama şimdilik...
Gecenin sırrı benim.